Gitar ve MÜZİK EĞİTİMİ


gitar egitimi
gitar egitimi

Hangi akademik disiplini ele alırsanız alın o alanda oluşan yeterlikler ile o yeterliklerin bir sonraki kuşağa nasıl aktarılacağı konuları birbirlerinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu nedenle de “Gitar” ve “Gitar eğitimi” de birbirlerinin ayrılmaz parçasıdırlar. Bilmeyen ve yapamayan, öğretemez! Gitar eğitimciliği işte bu noktada çok önemli olmaktadır. Burada, basit bir okul şarkısından dev kompozisyonlara, gösterimlere kadar uzanan bir bilgi birikiminin, icrasından ve eğitiminden söz etmek gerekmektedir. Konu oldukça önemli olup, kişilerin müzik zevki çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar profesyonel donanımlar, sorumluluklar gerektirmektedir.

Bu çalışma öncelikle müzik ve gitar eğitimi nedir sorusu üzerine kurgulanmış bir çalışmadır. Bu sorulara yanıt arandıktan sonra, Genel Gitar Eğitimi ve Profesyonel Gitar Eğitimi alanlarında dünya üzerinde genel olarak uygulanan programlar, makale sınırları çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarının belli başlı sanat eğitimi kurumlarının bünyesindeki bölümler ve öğretilen çalgılar genel olarak incelenerek aralarındaki ortak ve farklı yönler bulunmaya çalışılmıştır.

Araştırma süresince yapılan incelemeler göstermektedir ki pek çok ülkenin profesyonel Gitar eğitimi büyük benzerlikler göstermektedir. Öte yandan, Batı’dan Doğu’ya doğru gidildikçe Profesyonel Gitar Eğitimine geleneksel çalgıların da katıldığı gözlemlenmiştir. Buradaki durumun, bu çalgıları senfonik düzeyde icra edilebilen düzeylere çıkarabilme çabası olduğu düşünülmektedir. Çünkü bu çalgıların eğitimi de yine konservatuvarlar bünyesinde gerçekleştirilmektedir.

Gitar eğitimi özünde, bireyin müziksel davranışlarında değişim ve gelişim yaratmaktır. Bu davranış değişiklikleri, “Genel Gitar Eğitimi” ve “Profesyonel Gitar Kursu” alan bireylerde, doğal olarak farklı boyutlarda ve yoğunluklarda oluşmaktadır. Bu makale ile konuyla ilgilenen araştırmacılar için panoramik bir durum saptaması yapılmaya çalışılmıştır.

2.4. Türk Yöresel Müziğine ve Türk Sanat Müziğine Batı Müziği ile Kültürleşme Potansiyeli Açısından
Genel Bir Bakış

Gitarın Türk müziğine adaptasyonu için kendi folklorik/kültürel değerlerini kullanabilmesi ve bu enstrümanın
gelişmesi için eserler yazabilmesi, bestecilerin yegâne amacı haline gelebilir. Bu amaç doğrultusunda kültürel
etkileşim sonucunda modernize edilmiş yeni yapıtlar üretilmektedir ve bu durum, dünya müzisyenlerinin Türk
müzik kültürünü anlamalarını sağlayabilir. Gitarın Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde izlediği bu gelişim
sürecinden yola çıkarsak, dünyada artık geleneksel Türk müziği makamları, usulleri ve çalgıları bilinmekle
kalmayıp, birçok dünya müzisyeninin ilgisini çekmekte ve uygulamalar için Türkiye’ye gelmelerine sebep olduğu
görülmektedir.

Çağdaş ve gelişmekte olan toplumlar dünya müziklerini takip ederken kendi geleneksel müziklerini de
globalleşen dünyaya adapte etmektedir. Fakat aynı zamanda geleneksel otantikliği korunarak en saf hali ile icra
edilen müzikler ve bu müzikleri icra ederek geleneksel yapıyı koruyan müzisyenler de bulunmaktadır. Bu
dengenin korunmasının önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

Sanat ve kültür anlayışı yönünden
Batı’nın tümüyle örnek alınması, yerel kültürlerin asimilasyonuna yol açmaktadır. Bunun aksine geleneksel
sanatın günün koşullarından müzik anlayışından uzak tutulup en saf halini yansıtması da sanatın popülarize
olmasına engel olur. Bir türkünün köydeki ozanın, aşığın ağzından direk olarak kayıt altına alınıp kitlelere
ulaştırılmaya çalışılması, amacına tam anlamı ile ulaşamayacaktır.

Tekrar çok seslendirilen ya da armonize edilip
düzenlenen yapıt, kendine modern koşullar altında daha iyi bir yer edinebilecektir. Bu da müzik kültürünün
tüketim toplumlarında endüstrileşmesinin ve hızla gelişmesinin getirdiği kaçınılmaz bir durumdur. Tabi ki bir
kültür endüstrisi ürününün otantisitesi de müzisyenler için temel bir tartışma konusudur.

Türk müziği asırlarca süregelmiş olan ve belirli bir kültür birikiminden doğup, Anadolu ve çevresindeki coğrafya
üzerinde varlık göstermiş çeşitli toplumlardan ve uygarlıklardan etkilenmiş olan zengin bir mirası içerisinde
barındırır. Türk müziği, bilindiği gibi temel anlamda iki biçimde karşımıza çıkmaktadır.

Bunlardan ilki saray içerisinde ya da kent ortamında icra edilen ve meşk yöntemiyle ustadan çırağa aktarılan Klasik Türk Müziği ve ikincisi özellikle kökensel olarak düşünüldüğünde çıkışını tarım ve hayvancılıkla geçinen kırsal topluluklardan alan Türk Yöresel Müziği türüdür. Bu iki müzik türü bir arada ‘Geleneksel Türk Müziği’ kavramı altında birleşirler.

Her ikisinin ortak noktası, gelenek itibariyle tek sesli birer makam müziği olmasıdır. Farklı noktaları ise ses sistemlerinden beslendikleri edebiyata, kullanılan çalgılara ve formlara kadar birçok yöndedir. Aşağıda Türk Yöresel Müziği ve Klasik Türk Müziği, ileride gitara adapte edilebilmeleri yönüyle ele alınacaktır.
Sarayı simgeleyen Klasik Türk Müziği, belirli bir zümrenin haberdar olduğu bir sanatsal biçim olup, bir eğitim
sonucu veya meşk usulü ile öğrenilip icra edilmektedir. Türk Yöresel Müziği ise kırsal kesime hitap eder. Bu yönüyle daha geniş ve genel bir coğrafyaya hâkimdir. Devletlerin gücü ve sınırları genişledikçe farklı
coğrafyalarda birbirinden farklı yapıdaki yöresel müziğe bağlı karakteristik öğeler farklılık gösterebilmektedir.
Bu anlamda Türkiye için düşünülecek olursa Karadeniz, Akdeniz, Doğu Anadolu ve tüm diğer bölgelerde, hatta
ilçelerde ve köylerde bile birbirlerinden ayrılan yöresel müzik tavırlarının yanı sıra kullanılan enstrümanlarda da
farklılıklar söz konusudur. Örnek verilecek olursa, Elâzığ yöresinin halk müziği icrasında keman, klarnet ve
cümbüş kullanılırken, Karadeniz bölgesinde kemençe ve tulum, Trakya’da davul ve zurna kullanıldığı
görülmektedir. 

Türk Halk Müziği, tek sesli modal (makamsal) bir yapıya sahiptir. Türk yöresel müziğinin gam yapısını ifade eden
en iyi çalgı, bu müziğin ana çalgısı olan bağlamadır. Türkiye’ye gelip Türk Müziği araştırmaları yapan Reinhard
çifti, bağlamanın karakteristik şekliyle Türkler ve Türkmenler tarafından kullanıldığını ve vatanının Orta Asya
olduğunu, bu durumun hem çalım tekniği hem de çalgı yapım tekniğiyle kanıtlandığını ifade etmektedir
(Reinhard, 2007: 86).

Demek oluyor ki Türk yöresel müziğinin ana çalgısı bağlamayla gitar bir arada çalındığında oluşacak olan modal
uyumsuzluklar ortadan kalktığında gitar, Türk yöresel müziğine adapte olmuş olacaktır. Nitekim Türk yöresel
müziği, Türk sanat müziğiyle karşılaştırıldığı zaman daha basit ve yalın bir modal yapıya sahiptir. Başka bir
deyişle Türk halk müziği, genelde Batı müziğindeki majör ve minör yapılara daha yakındır. Bu nedenledir ki,
Türk yöresel müziğinin popülarize olma sürecinde gitar klasik Türk müziğiyle karşılaştırıldığında daha çok
kullanılmıştır ki bu konu, çalışmanın ilerleyen kısımlarında detaylı olarak ele alınacaktır.

Klasik Türk Müziği Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetine kalan kültür miraslarından biridir. Saray müziği
olarak da bilinmektedir. İcrası usul ve makam bilmeyi gerektirdiğinden genellikle müzik eğitimi almış kişiler
tarafından icra edilir ve belirli bir zümrenin müziği konumundadır. Klasik Türk Müziği, makam ve usul
bakımından Eski Yunan, Bizans ve Arap Müzikleri ile benzerlikler taşır. Buradan yola çıkacak olursak, birbirine
yakın ve aynı coğrafyayı tarihsel süreçte paylaşmış toplumların kültürel yakınlıklarının, yaşayışlarının ve bunlara
bağlı olarak da müziklerinin birbirine benzediği saptamasında bulunabiliriz.

Klasik Türk müziğinin komalı makamsal yapısı, birden fazla sesin uyumsuz ve orantısız duyulmasının temel
nedenidir. Bu yönüyle Türk sanat müziği makam sistemi, dikey değil yatay bir zenginlik sunabilir; başka bir
deyişle armonik değil ezgisel bir zenginlik sunabilir. Türk sanat müziğinin bu yönü, yani çoksesliliğe uygun
olmayışı, gitarın bu müziğe adapte edilebilmesini engellemekte ya da sınırlandırmaktadır.

Daşer, 19. yüzyılda saray bandosu yönetmeni Guatelli Paşa tarafından Geleneksel Türk Sanat Müziğinde Rast, Mahur, Nihavent, Buselik gibi bazı makamların, Batı armonisine yakın ve modal benzerlikler taşıdığından dolayı, bu makamlarda yazılan şarkıların çoksesli olarak piyano için düzenlemelerinin yapılabildiğini ifade etmektedir

(Daşer, 2007: 20). Bu durum müzikte Batılılaşma hareketi olarak, Cumhuriyet Döneminde de Türk Beşleri ile devam etmiş ve günümüzde halen devam etmektedir. Sözü geçen bu Batı müziğindeki makamlar, majör ve minör tonlarla
benzerlikler gösterdiğinden çokseslilik tekniği ile düzenlemelere uygundur.

Author: Ergün ÇAĞLAR

Ankara Devlet Oprera Orkestrası keman sanatçıları tarafından 1990 yılında kurulan Çağlar Müzik Kursu Ankara’nın en eski müzik kursu olarak 29 yıldır binlerce öğrenciyi sanatla tanıştırdı ve halen alanında profesyonel eğitmenlerle çalışmalarını sürdürmekte.

Leave a Reply